Obezite Ve Psikoloji

Obezite ve Psikoloji

Obeziteye iliÅŸkin psikoanalitik teorilerde obez kiÅŸilerde çözüm­lenmemiÅŸ bağımlılık gereksinimleri bulunduÄŸu ve bu kiÅŸilerin psikoseksüel geliÅŸimin oral dönemine fikse olduÄŸu vurgulanır. Bu döneme fiksasyon aşın bir iyimserlik ya da karamsarlık, oburluk, hırs, bağım­lılık ve sabırsızlık ile karakterize tipik bir kiÅŸilik yapısı oluÅŸturur. Oral karakter yapısı etyoloji olarak önemlidir ve obezite ile güçlü bir iliÅŸ­kisi vardır (32).

Psikoanalitik teorilerde aşın yemenin güçlü kompulsif, motive e-dici özellikler taşıdığı kabul edilir. Aslında aşırı yeme depresyon ve anksiyete ile kötü uyumlu baÅŸ etme tepkisi olarak görülmektedir. Obez bireylerin aşın yemek suretiyle anksiyete ile baÅŸ etmeyi öğren­diÄŸi ve bu bireylerin edilgen, bağımlı özelliklerinin bu kiÅŸileri alterna­tif baÅŸ etme becerileri geliÅŸtirmekten alıkoyduÄŸu öne sürülmektedir (32).

Juvenil baÅŸlangıçlı obez bireylerde beden imajına iliÅŸkin önemli bozukluklar bulunur. Kendi bedenlerini iÄŸrenç ve tiksindirici bul­dukları gibi baÅŸka kiÅŸilerin de kendilerini küçük gördüklerini düşü­nürler. Bu nedenle olumsuz bir benlik kavramına sahip olup sosyal iÅŸ­levleri de bozulur Bu tür yaÅŸantılar obezitenin geliÅŸimi ve devamına katkıda bulunurlar. Ana-babalar çocuÄŸun yeme davranışını üzerinde çok aşın bir kontrol oluÅŸturur ve yemeye zorlarsa çocuÄŸun yeme sü­reci üzerindeki kendi kendini kontrol sistemlerinin geliÅŸiminde ye­tersizlik ortaya çıkar. Ana-babanın veya diÄŸer dış kontrol faktörleri or­tadan kalktığında bu çocuklar kendilerini aşın yemekten koruyan intrensek kontrolden yoksun kalırlar.

Laboratuvar çalışmalan, obez bi­reylerin, anksiyete yaratan durumlarla karşılaÅŸtıklannda normal kilo­lu bireylere kıyasla anlamlı ÅŸekilde daha fazla yemek yediklerini gös­termiÅŸtir. Klinik ortamlarda obez bireyler çoÄŸu kez depresyon ve anksiyeteye karşı tepki göstermekte olup, obez bireylerin depresyon puanlarının orta derecede yüksek olduÄŸu saptanır. Ancak hasta olma­yan populasyondan rastgele seçilen bireyleri kapsayan çalışmalar o-beziteye iliÅŸkin özgün bir kiÅŸilik bozukluÄŸu bulunduÄŸu ÅŸeklindeki hi­potezi desteklememektedir. Genel populasyondan seçilen aşın obez ve normal beden ağırlığına sahip deneklere iliÅŸkin çalışmalarda, obez bireylerin nomıal beden ağırlığına sahip bireylere kıyasla depresyon, anksiyete, global psikolojik uyum ve standart kitilik ölçümlerinde da­ha fazla nevrotizm, psikiyatrik ya da emosyonel bir bozukluk göster­medikleri saptanmıştır. İleri derecede obez bireylere kıyasla daha az obez bireylerdeki psikopatolojiyi iyi deÄŸerlendiren çalışmalarda psi­kolojik bozukluÄŸun arttığına iliÅŸkin bulgular azdır.

Epidemiyolojik ve klinik çalışmalar, obez bireylerde emosyonel bozukluk bulunduğu şeklindeki popüler anlayışı çürütmektedir.

Morbid obezlerde normal bireylerden daha fazla psikopatoloji sap­tanmamıştır Bu sürpriz bir sonuçtur çünkü bu bireyler toplumda kü­Ã§Ã¼k görülür, kendilerine ön yargılı ve saygısızca yaklaşılır.

Obez kiÅŸiler çalışma yaÅŸamında daha çok ayırımla karşılaşırlar iÅŸ­verenlerin % 16 sı obez kadınlara iÅŸ vermemekte, % 44′ü ise ancak ö-zel koÅŸullarda bu tür obez kiÅŸileri çalıştırmayı kabul etmektediriler.

Rand ve MacGregor (33) obez bireylerin önemli ölçüde önyargı ve ayrımla ile karşılaÅŸtıklarını saptamışlardır. Bu araÅŸtırıcılar 57 obez bireye cerrahi tedaviden önce ve 14 ay sonra olmak üzere 20 madde­lik bir envanter uygulamışlardır. Bu bireyler operasyon öncesi yani o-bezken kendilerine karşı ayırım ve önyargıyı oldukça önemli boyut­larda yaÅŸarken, operasyon sonrası hemen hemen hiç böyle bir yakın­maları olmamıştır. Özellikle morbid obezler ile klinisyenler arasında benzer bir ayırım süreci yaÅŸamaları ilginçtir. Klinisyenlerin obez bi­reylere karşı olumsuz tutumları bu bireylerin tedavi sırasındaki çaba­larının yetersizliÄŸine baÄŸlı olabilir.

YoÄŸun psikolojik saldın karşısında ileri derecede obez bireylerin normal beden ağırlığına sahip kiÅŸilere kıyasla daha büyük bir bozuk­luk göstermemeleri oldukça sürpriz bir sonuçtur. Obezite nedeniyle tedavi olanağı arayanların diÄŸer saÄŸlık sorunları nedeniyle tedavi ola­nağı arayan bireylerle karşılaÅŸtırıldığında her iki grupta da depresyon puanlarının orta derecede artmış olduÄŸu belirlenmiÅŸtir. Bu nedenle anksiyete, distoni ve depresyon gibi psikopatolojik bulgular obezite-ye neden olmaktan çok obezitenin bir sonucudur. Obeziteye eÄŸilim yaratan özgül aile paterni bulunmamakla birlikte içtenlik ve sevgiden yoksun aile bireyleri sevginin yerine yiyecek ve aşırı yemeyi koyabi­lirler. Bu tür ailelerdeki anneler incelendiÄŸinde bu kiÅŸilerin kendi ço­cukluklarında belirgin bir sosyal, ekonomik veya duygusal yoksun­luk yaÅŸadıkları, çoÄŸu kez yalnız bireyler oldukları gözlenir. Bu tür an­neler bilinç dışı olarak iyi beslenmiÅŸ bir çocuÄŸa sahip olmak isteyebi­lirler. Böylece kendilerinin çocukluklarında yoksunluÄŸu telafi edebi­lirler. Bu ailelerde bireylerin fiziksel ölçüleri ile iyi beslenmiÅŸ olma du­rumu fiziksel ve emosyonel yönden güçlü olmakla eÅŸit sayılır.

Düşük sosyo-ekonomik sınıflarda ve bazı etnik gruplarda obezite sıklığı fazladır. YiyeceÄŸin kıt olduÄŸu bazı ülkelerde obezite zenginlik ve baÅŸarının bir sembolü olarak deÄŸerlendirilir. Zengin ülkelerde ise kaloriden fakir fakat besleyici deÄŸeri yüksek yiyecekler çok pahalı ol­duÄŸu için zayıf ve ince görünümlü olmak aynı sembolik anlama sa­hiptir. Obezite geliÅŸimi yönünden risk taşıyan bireylerin normal kilolu bireylere kıyasla fizyolojik uyarılma eÅŸikleri daha düşüktür. Bu ki­ÅŸiler dış uyaranlara daha rahat ve fazla yanıt verirler. Bu tepkisellik as­lında daha genel bir fenomenin örneÄŸidir. Bu bireyler normal kilolu bireylere kıyasla aÄŸrı, stres ve diÄŸer emosyonel uyaranlara karşı daha fazla bir uyarılma örneÄŸi gösterirler. Bu bireylerdeki uyarılabilirlik e-ÅŸiÄŸinin düşük oluÅŸu, dış uyranlara yanıt verebilirliÄŸin artışı ile birleÅŸin­ce bu durum aşırı yeme ile sonuçlanabilir. Uyarılabilirlik eÅŸiÄŸi düşük olan bireyler yiyecek gibi özel uyaranlara daha fazla yanıt verebilirler. Yiyecek uyaranlarının bulunduÄŸu ortamda bu kiÅŸiler yiyeceÄŸin daha çok farkındadır ve diÄŸer bireylere kıyasla bu uyaranlara daha kolay ve daha yoÄŸun yanıt verirler.

Klinik obezitenin geliÅŸimi ile iliÅŸkili kesin olarak belirgin psikolo­jik ve davranışsal profiller bulunmamakla birlikte obez bireylerin yaklaşık olarak % 10′nunda (özellikle kadınlarda) sabahları iÅŸtahsız­lık, geceleri uykusuzluk ve hipertaji ile gece yeme sendromu bulu­nur. Bu tür davranış stres altında ortaya çıkar, stres geçinceye dek sü­rer. Yeme atakları yineleyicidir, 6 aylık bir süreçte haftada en az iki kere oluÅŸur. Yeme atağı sırasında kontrol yitirilir. OlaÄŸandan çok da­ha hızlı, rahatsızlık duyulana kadar yemek yenilir. Açlık dürtüsü olma­dan aşırı miktarda yenilir ve bu durumdan utanç duyan kitiler atak sı­rasında tek baÅŸlarına olmayı yeÄŸlerler. Aşırı yedikten sonra yoÄŸun bir suçluluk duygusu ve epresyon yaÅŸanır. Yeme atakları olan obez birey­lerde bu tür ataklar bulunmayan obez bireylere kıyasla anlamlı ÅŸekil­de daha büyük bir psikolojik distres (örn:depresyon, anksiyete, ob-sessif-kompulsif davranış) vardır (34). Bu bireylerin zayıflama progra­mı erkenden terkettiÄŸi ve kaybettikleri kiloları hızla geri aldıkları göz­lenir. Obez bireylerde obeziteye özgü psikolojik sorunlar bulunur. Bunlar:

1) Beden imajının aÅŸağılanması ve 2) diÄŸer psikolojik sorunlara karşı eÄŸilimin artmasıdır. Beden imajının aÅŸağılanması ve küçümsen­mesi morbid obezlerde sık rastlanan bir sorundur. Bu durum bireyin kaba ve iÄŸrenç olduÄŸu teklindeki inançla karakterizedir. Ayrıca obez bireyler diÄŸer kiÅŸilerin kendilerinden tiksindiÄŸini ya da küçük gör­düklerini düşünürler. Obeziteye karşı oluÅŸmuÅŸ sosyal tutumlar obezlerdeki bu duyguların pekiÅŸmesine yol açar. Obeziteye iliÅŸkin aşırı zi­hinsel uÄŸraÅŸlar bireyde benlik saygısının azalmasına ve olumsuz bir kendilik kavramının geliÅŸimine neden olurlar. Obez bireylerde daha baÅŸka psikososyal rahatsızlıklar da bulunabilir. Zayıflama programla­rında zayıflamayı sürdürmedeki yetersizliÄŸe baÄŸlı olarak kendilerine karşı güvensizdirler. Aile ve arkadaÅŸlarının obezite sorunun bir insanı nasıl yaraladığını anlamaktaki yetersizliklerine baÄŸlı izolasyon duy­gusunu; tiyatro veya uçak koltuklarına sığamama, turnikelerden ge­Ã§ememe gibi nedenlere baÄŸlı olarak utanma duygusunu yaÅŸarlar (35).

Endokrinolojik DeÄŸiÅŸiklikler

Överler

Obezite yaÅŸamın ilk çaÄŸlanndan itibaren reprodüktif sistemi etkiler Obez kızlarda puberte daha erken baÅŸlar. Kadınlarda obezite hiperandrojenizm ve anovülatuar siklüs riskini arttırır. Hiperandrojenizmin artmasının birkaç nedeni vardır. YaÄŸ dokusu androjen, östrojen ve progesteron için bir depodur (36). Özellikle post-menapozal obez kadınlarda östrojen yapımının arttığı saptan­mıştır. YaÄŸ dokusundaki stromal vasküler hücrelerde androjenlerin östrojene aromatizasyonu ile östrojen miktarı artar.

Premenapozal dönemde de aromatizasyon olursa da över kaynaklı östrojenler nede­niyle belli olmaz. Kilo kaybı ile östrojen düzeyi azalır (37). Androjenlerin östrojene aromatizasyonu (34) ile obezlerde östrojen-androjen oranı deÄŸiÅŸir. Sex hormone binding globulin (SHBG) azalır. Sonuç olarak serbest östrojen ve testosteron miktarı artar.

SHBG ile BMI arasında negatif bir iliÅŸki vardır (38). Obezlerde aza­lan SHBG androjen turn-over’ının artmasına neden olur. Artan and­rojen klirensini karşılamak üzere androjen yapımı artar.

SHBG’deki deÄŸiÅŸiklikler özelikle santral tipte yaÄŸlanması olan ka­dınlarda androjen üretiminde artışa sebep olurlar. Premenapozal ka-dınlarıda hiperinsülinemi doÄŸrudan överleri etkileyerek hiperandro-jenizme neden olur (39,40). Viseral yaÄŸ miktarı artmış olan kadınla­rın hormon profilleri jinoid obezitesi olanlardan daha fazla androje-niktir. Total testosteron-SHBG oranı BMI ile orantılı olarak artar (41).

Testisler

Erkeklerde BMI arttıkça total testosteron azalır (42). Bu durum BMI arttıkça azalan SHBG’e ikincildir. Morbid obezite geliÅŸmeden serbest testosteron düzeyleri düşmez. Marin ve ark ‘na göre ‘ viseral obezite relatif bir hipogonadizm ile karakterizedir’ (43). Bu tezi des­tekler pek çok çalışmada viseral obezitesi olan erkeklerde serbest testosteronun düştüğü gösterilmiÅŸtir (44 – 47). Özellikle BMI>40 o-lan erkeklerde bu durum daha belirgindir (48). Testosteron tedavisi­nin abdominal yaÄŸ dokusunu azaltarak yaÄŸ dağılımına olumlu yönde etkilemesi (49) yukardaki tezi destekleyen bir baÅŸka bulgudur.

Adrenal androjen prekürsörlerinin periferde östrojene dönüştü­rülmesi sonucu obez erkeklerde östron ve östradiol düzeyleri yükse­lir (37). Artmış östrojenler LH pulslannın amplitüdünü baskılar (50). Morbid obez erkeklerde LH sekresyonu ile birlikte 5-alfa-redüktaz metabolitleri baskılanır (hipogonadotropik hipogonadizm sendro-mu) (48).

GH ve IGF-1

Obezite ile GH azalır ve GH sekresyon paterni deÄŸiÅŸir. Bir çok a-raÅŸtırmacı obezite ile GH salgısının azaldığını ve bunun kilo kaybı ile normale döndüğünü gözlemlemiÅŸtir (51,52,53). Kilo kaybı ile normale dönüş GH-IGF-1 aksının obezite sonucu bozulduÄŸunu destekler (54). Obez kadın ve erkeklerde insülin ve arginin gibi farmakolojik ve fizyolojik uyaranlara GH yanıtı kunttur (55). Bu bozukluk GHRH’deki azalmanın yanısıra GHRH’ye karşı olan dirence ve soma-tostatin inhibisyonuna baÄŸlıdır.

Viseral obezitesi olan vakalarda total yaÄŸ kitlesinden bağımsız ola­rak total IGF-1 düzeyleri düşüktür (56). Viseral yaÄŸ dokusundaki ar­tışın insülin miktarında artışa yol açması ve bunun sonucunda IGFBP-l’in azalması ile total IGF-1′in düştüğü sanılmaktadır. Obez bireyler­de somatostatinerjik tonüs arttığından IGF-1 düşüşüne yanıt olarak GH artamaz (57). Ayrıca Lee ve ark ‘nın gösterdiÄŸi gibi FFA, hem p-bez hem de zayıf bireylerde GH’nu baskılayıcı etki gösterililer (58).

Serbest IGF-1 düzeylerinin ölçüldüğü son çalışmalarda obezlerdeki düzeyin yüksek olduğu saptanmıştır (57). Artmış IGF-1 kaynağının yağ dokusu olduğu gösterilmiştir (59,60)

 

Tags: , , , , , , , , , , , , , , , ,

Yorum Yaz

Adınız (Gerekli)

E-mail: (Gerekli)

Website:

Yorum:


Benzer Yazılar